Yazı Detayı
13 Ekim 2019 - Pazar 22:01 Bu yazı 35 kez okundu
 
GAZANIZ MÜBAREK; ZAFERİNİZ MUHTEŞEM OLSUN!
Arş. Yzr. Ahmet AKGÜL
 
 

Barış Pınarı Harekâtı’na katılmak üzere yola çıkan Mehmetçiklerin "Düğüne gidiyoruz!" sözleri, sosyal medyada paylaşım rekoru kırmıştı!

9 Ekim 2019 tarihinde; Türkiye'nin Güvenli Bölge oluşturmak amacıyla, Fırat'ın doğusuna yönelik haklı ve kararlı harekâtı Resulayn'daki YPG hedeflerinin vurulmasıyla başlamıştı. Türk askeri ve Suriye Milli Ordusu Fırat'ın doğusuna kara harekâtı başlatmıştı. Askeri kaynaklar Resulayn ve Tel Abyad'da 4 koldan giriş yapıldığını açıklamıştı. Millî Savunma Bakanlığı 181 hedefin ateş altına alındığını bildirmiş, F-16'lar 30 kilometre derindeki terör hedeflerini vurup dağıtmıştı. “Barış Pınarı” adı verilen harekâtın başladığını Cumhurbaşkanı Erdoğan Twitter'dan duyurmuşlardı.

"Düğüne gidiyoruz!" rahatlığı!

Fırat'ın doğusunda başlayan "Barış Pınarı Harekâtı"na, Kur’an’dan Fetih Suresi okuyarak giden askerler dikkat çeken bir açıklama yapmışlardı. İmanlı ve kahraman askerlerimizin, "Düğüne gidiyoruz. Allah'ın izniyle düşmanların hepsini yok edeceğiz. Halkımızın duası olsun yeter!" ifadeleri, ahirete inanan ve şahadete koşan kahramanlarımızın ruh mayasını yansıtmaktaydı.

ABD ve İsrail'i yöneten Siyonist merkezlerin:

• CIA ve MOSSAD ajanlarının güdümündeki IŞİD-DEAŞ militanlarını ve Suriye Irak sınırına yakın bölgelerde kamplarda ve cezaevi ortamında tuttukları, toplam sayıları aileleri ile birlikte 100 bine ulaşan sözde şeriatçı takımını askerimize karşı kışkırtmaları ve bütün suçu ve sorumluluğu da Türkiye'nin sırtına yıkmaları…

• Suriye'nin Rakka ve Deyrizor gibi petrol yatakları bölgelerine yığılan ve tırlar dolusu son sistem silahlarla donatılan, ayrıca pilotluk ve teknoloji kullanımı dahil her türlü eğitim imkânı sunulan, PYD-PKK eşkıyalarına hazırlanan özerk bölgelere fiili ve resmi bir statü kazandırmaları ve Suriye'yi parçalama planlarına bu harekâtla meşruiyet sağlamaları…

• Böylesine, tamamen haksız ve dayanaksız ithamlarla Türkiye'yi işgalci gösterme ve aleyhinde propaganda yürütme çabalarının hızlandırılması…

• IŞİD militanlarını ve PYD eşkıyalarını sivil halkın arasına katıp askerimize saldırtarak, mecburi nefsi müdafaa kapsamındaki eylemleri bahane ederek “Türkiye, Suriye'de sivilleri katlediyor!” yalanıyla aleyhimize dünya kamuoyunda kampanyalar başlatmaları ve Haçlı Batı güdümünde ortak cephe açmaları gibi kuşkularımızla beraber, Kahraman TSK’mızın başlattığı “Barış Pınarı Harekâtı”nı haklı buluyoruz, canı gönülden destekliyoruz ve dualar ediyoruz. Bu şuurlu ve onurlu manzarayı görünce; Genelkurmay Başkanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nı hem de aynı günde ve aynı kanun maddesiyle oluşturan Aziz Atatürk'ün milli hedeflerini daha iyi anlıyoruz. Ancak Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik hakaretlerin sineye çekilmesini hâlâ azmedemiyoruz.

ABD Başkanı manyak ve mostra Donald Trump’ın 9 Ekim’de Türkiye’nin Suriye’de Barış Pınarı Harekâtı’na başladığı gün Sn. Erdoğan’a yazdığı bir mektubu Amerikan basını 16 Ekim akşamı yayınlamıştı.

Trump'ın Erdoğan’a 'Suriye’de PKK’lılarla anlaşmayı' tavsiye ettiği mektubu, şantajın, skandalın ve küstahlığın çok ötesinde bir utanç vesikasıydı. Çünkü Trump'ın mektubu Erdoğan’ın şahsında Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Aziz Milletimize yönelik bir hakaret hezeyanıydı. Söz konusu mektupta Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben "Sen binlerce kişinin katledilmesinden, ben de Türk ekonomisinin yok edilmesinden sorumlu olmak istemem. Sert bir adam olma! Aptal olma! Seni daha sonra arayacağım." ifadelerini kullanacak kadar zıvanadan çıkmıştı. “Dünya tarihinde; İlk defa Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Cumhurbaşkanlığının şahsi manevisine, her türlü diplomatik ve kişisel nezaket sınırlarını hiçe sayan böyle bir hakaret yapılmıştı" saptamaları haklıydı. Ama Sn. Erdoğan’ın neden anında tepki koymadığını ve devlet yönetiminin bu durumu örtmeye çalıştığını anlamak imkânsızdı. Bu saygısızlığın, bu küstahlığın resmi düzeyde de asla karşılıksız kalmaması lazımdı. Amerikan basını 16 Ekim akşamı ABD Başkanı Donald Trump’ın 9 Ekim’de, yani Türkiye’nin Suriye’de Barış Pınarı Harekâtı’na başladığı gün yazdığı bir mektubu yayınlar yayınlamaz, Türkiye’de yer yerinden oynaması lazımdı. Trump, Erdoğan’a Suriye’de PKK’lılarla anlaşmayı tavsiye ettiği mektubunu, “Sert adam olma! Aptal olma!” cümleleriyle tamamlamıştı. Henüz kimse tarafından yalanlanmayan bu mektup utanç verici bir skandal ve küstahlıktı. Ne diplomatik ne kişisel nezaket kurallarına uyan bu haddini aşan mektup, Türkiye Cumhuriyeti’nin şimdiye dek karşı karşıya kaldığı en kötü hakaret sayılmalı ve en net ve sert biçimde yanıtlanmalıydı.

Bu skandal mektuba, Erdoğan’dan 17 Ekim sabah saatleri itibarıyla henüz resmi yanıt çıkmamıştı, ama CNN Türk’e konuşan Cumhurbaşkanlığı kaynakları, mektubun “çöpe atıldığını” en iyi yanıtın ise aynı gün saat 16.00’da başlatılan askeri harekât olduğunu söylemekle halkımızı avutmaya çalışmışlardı. Aynı gün Ankara’daki ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve ekibiyle yapılacak görüşmelerde onlara bazı uyarıların yapılması da asla yeterli olmayacaktı. Mektuptaki skandal sadece Türkiye Cumhurbaşkanına karşı kullanılan saygısız üslupla sınırlı sanılmasındı. Mektuptan, Trump’ın 9 Ekim günü YPG şefi “General Mazlum” ile görüştüğü, ondan aldığı bir mektubu da Erdoğan’a gönderdiği de anlaşılmıştı. “General Mazlum”, ya da Mazlum Kobani, Türkiye’nin terör eylemleri nedeniyle en çok arananlar listesinde yer alan PKK’lılardan Ferhad Abdi Şahin’in takma örgüt isimlerinden sadece birisiydi, bir diğeri de “Şahin Cilo” olmaktaydı. PKK sıralamasında en üstlerde dahi yer almayan YPG şefi, 2015’te ABD Özel Kuvvetler Komutanı Raymond Thomas’ın “YPG’nin PKK ilişkisi biliniyor, daha dostça bir isim bulun” demesi üzerine “Suriye Demokratik Güçleri SDG” ismini uyduran eşkıyaydı, bunu da Thomas 2017’de açıklamıştı.

ABD Başkanı Trump'ın 9 Ekim'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'a gönderdiği çok tepki alan mektup, Kremlin Sözcüsü Peskov tarafından bile hayretle karşılanmıştı.

Barış Pınarı Harekatı'nın başladığı gün ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan'a gönderdiği ortaya çıkan mektup için Kremlin'den yapılan yorumlar enteresandı: “Dili bakımından Trump için dahi ‘yeni ve düşük bir seviye’ sayılan mektup Erdoğan'a hitaben, "Sert adamı oynama! Aptallık etme! Seni sonra arayacağım." gibi ifadeler içermesi şaşkınlıkla karşılanmıştı. Kremlin Sözcüsü Peskov konunun kendisine sorulması üzerine sızdırılan mektup hakkında; Böyle bir dil kullanımına devlet liderlerinin yazışmalarında nadiren rastlanacağı, bunun son derece olağandışı ve aşağılayıcı bir tavrı yansıttığını” vurgulamıştı. Şimdi Sn. Cumhurbaşkanımızdan, kurmaylarından ve yandaş yazar ve yorumculardan, en azından Rus Peskov kadar ciddi ve cesaretli bir yanıt beklemek herhalde hakkımızdı.

Türkiye'nin "Barış Pınarı Harekâtı" sonrasında, ABD Başkanı Donald Trump'tan gelen çelişkili açıklamalar kafa karıştırmaktaydı. Trump; Suriye'de PKK ile birlikte çalıştıklarını açık bir şekilde itiraftan sakınmamıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da yaptığı açıklamalarda, ilk kez YPG için doğrudan PKK ifadesini kullanarak, "Barack Obama döneminde olduğu gibi Türkiye'nin ölümcül düşmanı olan PKK ile ortaklık yaptığınız zaman, bu son derece zor bir durum olur. Onlar uzun yıllardır birbirinden nefret ediyorlar." itirafında bulunmuşlardı. Suriye ile ilgili kararının doğru olduğunu savunan Trump, “Artık bu sonu gelmez savaşı bitirmenin zamanı gelmişti” diyerek, ABD’nin Ortadoğu’daki varlığını da “en kötü hata” olarak vasıflandırmıştı.

“Türkiye ve PKK savaşının ortasından çıkmalıyız!”

“Türkiye bunu (ABD’nin bölgeden askerini çekmesini) bildiğiniz gibi uzun yıllardır istiyor. Onlar birbiriyle (Türkiye ve PKK) yıllardır savaşıyor. Biz bu savaşın ortasına bırakıldık. Bunun sadece 30 gün sürmesi gerekiyordu ama yıllardır oradayız. Şimdi taraflarla konuşarak oradan çıkma zamanı. Erdoğan’a ne htiğimizi söyledik ama her iki tarafla da konuşuyoruz.” diyen Trump, bu sözleriyle Türkiye ile PKK-PYD ve IŞİD üzerinden savaşacaklarını mı vurgulamıştı? Trump Türkiye’nin ekonomisine yönelik daha önceki tehditlerine ilişkin de “Bunu daha önce Rahip Brunson olayında yaptım. Erdoğan’ın orada (Suriye’nin kuzeydoğusunda) akıllıca davranacağına eminim, öyle umuyorum” çıkışları da tam bir küstahlıktı ve Erdoğan’a Rahip Brunson’ın bırakılmasıyla ilgili talimat verdiğini hatırlatmışlardı.

“Türkiye IŞİD’e göz kulak olacak!” iddiası

ABD’nin birçok IŞİD mensubunu da yakaladığına vurgu yapan Trump, “Kürtler bu IŞİD mensuplarına göz kulak oluyor, onlar olmazsa bundan sonra Türkiye göz kulak olacak. Türkiye de en az bizim kadar bunların dışarıda gezmesini istemiyor” ifadelerini kullanmış; ABD’nin elindeki IŞİD’lilerin birçoğunun Almanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinin vatandaşı olduğunu, ancak bu ülkelerin bu kişileri geri almak istemediğini belirterek, “Bu kişiler benim ülkemden oraya gitmedi. Onlara (Avrupa ülkelerine) büyük bir iyilik yaptım” görüşünü paylaşmıştı. Trump, ABD’nin bölgedeki varlığını da “bataklık” olarak yorumlayarak, “Şu anda orada başka ülkelerin yapmaları gereken işleri yaparak polislik faaliyeti gösteriyoruz. Rusya’nın, İran’ın, Irak’ın, Türkiye’nin, Suriye’nin yapması gerekenleri biz yapıyoruz. Bunu onlar yapmalı. Biz niye bunu 7 bin mil uzaktan yapalım ki?” ifadesini kullanarak, Türkiye’yi bir bataklığa soktuklarını anlatmaya çalışmıştı. Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in Türkiye’ye karşı yaptırım tehditlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Trump, şunları hatırlatmıştı: “Ben zaten Erdoğan’a gerekirse yaptırımlardan daha da öteye geçebileceğimi söyledim. Sanırım Lindsey burada (Suriye) 200 yıl daha durmak istiyor. Ama ben bu konuda hemfikir değilim. Erdoğan, Suriyelilerin geldikleri yere geri dönmelerini istiyor. Bunu nasıl yapacağına bakacağız. Bunu yumuşak bir şekilde yapabilir, daha sert bir şekilde yapabilir. Ama eğer adaletsizlik yaparsa büyük bir ekonomik bedel öder.” Oysa bu Evangelist Senatör Lindsey Graham, Sn. Erdoğan’ın BM için gittiği ABD dönüşü özel görüştüğü insandı!?

Kürtlere destek itirafı

Trump, Kürtlerin kendi toprakları için savaştığını belirterek, “Kürtler 2. Dünya Savaşı’nda bize yardım etmediler, Normandiya'da bize yardım etmediler. Kendi toprakları konusunda yardımcı oldular. Bu farklı bir şey. Kaldı ki Kürtlere inanılmaz derecede büyük miktarda silah ve mühimmat anlamında para harcadık.” itirafında bulunmuşlardı. Trump tüm bunlarla birlikte Kürtleri sevdiğini vurgulayarak, “Ancak orada farklı fraksiyonlar var. Mesela PKK var, farklı bir oluşum. Onlar bizimle çalıştılar. Zor bir grup ama bizimle çalıştılar. Onlar kendi toprakları için savaşıyorlar” diyerek, kirli niyetlerini ve gizli mahiyetlerini açığa vurmuşlardı.

ABD'nin teröristlere yardımı hızlanmıştı. YPG zorla militan toplamaya başlamıştı!

Terör örgütü YPG/PKK, işgalindeki bölgelerde üç günlük "seferberlik" çağrısı yapmıştı. Örgüt, zorla silâhaltına alma uygulamasını da hızlandırmıştı. YPG, Türkiye'nin Fırat Nehri'nin doğusuna başlattığı askeri harekât karşısında da sivil alanları kalkan olarak kullanmaktaydı. PYD sözcüsü olan ve bir zamanlar AKP iktidarınca devlet başkanı gibi Türkiye'de ağırlanan Salih Müslim ise “sözlerini tutmayan” ABD yönetimini eleştirmiş, fakat ABD ile iş birliğinin sürdüğünü vurgulamıştı! Suriye'nin kuzeyinde işgal ettiği bölgelerde üç günlük "seferberlik" ilan eden terör örgütü YPG/PKK, günde ortalama 20 genci zorla silahaltına almaktaydı. İşgalindeki bölgelerde üç gün boyunca "seferberlik" ilan ettiğini duyuran YPG/PKK, zorla silahaltına alma uygulamasını da hızlandırmıştı. Örgüt, Tel Abyad'ın yanı sıra Rakka, Resulayn ve Münbiç ilçeleriyle çevrelerinde ilk gün 130 genci zorla silahaltına almıştı.

Sivil yerleşimleri kalkan yapıyorlardı!

Terör örgütü YPG/PKK, Türkiye'nin Fırat nehrinin doğusuna başlatacağı askerî harekât karşısında sivil alanları kalkan yapmaya çalışıyorlardı. Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinin karşısındaki Suriye topraklarında yer alan Tel Abyad ilçesinde, merkez ve çevre köylerdeki silahlı noktalarda bulunan teröristler, yer değiştirerek ve siviller gibi giyinerek evlere yerleşmeye başlamıştı.

ABD, PYD’ye çok yönlü destek çıkmaktaydı!

Terör örgütü PYD sözcüsü Salih Müslim, işgalci ABD yönetimini sözlerini tutmadığı gerekçesiyle eleştirdi, fakat sınır hattı dışındaki alanlarda ABD ile iş birliğinin sürdüğünü vurgulamıştı. "Suriye'de ABD güçleri hâlâ var. DEAŞ hücrelerine karşı savaş sürüyor" diyen Müslim, "Deyrizor'da, Rakka'da vs. SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ile beraber çalışıyorlar. Ama sınırdaki güçlerini çektiler. Amerikan askerlerinin diğer yerlerden çekilmesi gibi bir şey yok." açıklamasını yapmıştı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, "ABD'nin Suriye'deki politikası tüm bölgeyi yakabilir” uyarısında bulunmuşlardı.

Lavrov, Kazakistan Dışişleri Bakanı Muhtar Tleuberdi ile görüşmesinin ardından düzenlediği basın toplantısında, Suriye meselesiyle ilgili açıklamalar yapmıştı. Irak'taki Kürtlerin, ABD'nin Suriye'deki eylemlerinden endişeli olduğuna dikkati çeken Lavrov, "ABD'nin Suriye'deki politikası tüm bölgeyi yakabilir. Bundan ne pahasına olursa olsun kaçınılmalıdır" diyerek, ABD’nin Türkiye’ye alan açmasına da dolaylı olarak karşı çıkmıştı. Lavrov, "ABD'nin Suriye'deki faaliyetlerinin çelişkili olduğunu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK), Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliği konusunda kararlarını ihlal ettiğini" vurgulamıştı.

Ruhani: Türkiye'nin güney sınırlarıyla ilgili endişeleri haklı

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani Türkiye’nin olası harekâtına ilişkin, "Türkiye hükümetinin güney sınırlarıyla ilgili endişeleri var ve endişelenmekte haklıdır. Türkiye'nin güvenlik endişeleri giderilmelidir. Bunun için doğru yol seçilmelidir." değerlendirmesini yapmıştı. Ankara'daki Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi'nde Türkiye'nin güneyi ve Suriye'nin kuzeyindeki sınırlarda güvenliğin Suriye ordusunun varlığıyla mümkün olduğunu söylediğini hatırlatan Ruhani, Amerikalıların bölgeden çekilmesi ve Esed rejiminin gelmesi için herkesin yardımcı olması gerektiğini hatırlatmıştı.

Trump’ın "Türkiye ekonomisini yok edeceğim!" küstahlığı!

Trump açıklamasında "Daha önce önemle belirttiğim gibi yine tekrar ediyorum: Eğer Türkiye eşsiz bilgeliğim içinde sınırları aşma olarak değerlendireceğim bir şey yaparsa, daha önce yaptığım gibi Türkiye ekonomisi mahvedip yok edeceğim. Türkiye’nin Avrupa ve diğer ortaklarımızla beraber olmasını bekliyorum." ifadelerini kullanmıştı.

ABD'de Cumhuriyetçi Parti'nin önde gelen Senatörü Lindsey Graham, Türkiye’nin Suriye’ye girmesi durumunda Kongre’den Türkiye’ye yönelik yaptırım kararı alacaklarını ve NATO üyeliğinin askıya alınması çağrısı yapacaklarını açıklamıştı!

ABD Başkanı Donald Trump’ın partisinden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna girmesi durumunda, Demokratlarla ortak bir yaptırım tasarısını hazırlayacaklarını ve Türkiye’nin NATO üyeliğinin askıya alınmasını sağlayacaklarını” duyurmuşlardı. Senatör Graham, Twitter hesabından şu açıklamayı yapmıştı: "Demokrat Senatör Chris Van Hollen ile şimdi Suriye’deki durum hakkında konuştum. Suriye’ye girmesi halinde Türkiye’ye iki parti olarak yaptırımları getireceğiz ve DEAŞ'ın yıkılmasında ABD’ye yardım eden Kürt güçlerine (PKK/YPG) saldırmaları durumunda da Türkiye'nin NATO üyeliğinin askıya alınması çağrısı yapacağız."

ABD'li senatörlerden Kongre'ye "gizli toplantı" çağrısı

ABD'li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ve Demokrat Senatör Chris Coons, Kongre'ye bir mektup göndererek, Başkan Donald Trump'ın, Suriye'nin kuzeyinden çekilme kararına ilişkin gizli toplantı yapılmasını talep etmişti. ABD'de, Trump'ın Suriye kararının yankıları devam ederken, senatörler Graham ve Coons, Senato Çoğunluk Lideri Mitch McConnel ve Demokratların Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer'a bir mektup göndermişlerdi. ABD ordusu öncülüğündeki Birleşik Görev Gücü Doğal Kararlılık Operasyonu (SOJTFOIR), resmi Twitter hesabından "SDG" etiketi vermişti. SOJTFOIR, resmi Twitter hesabından "SDG" etiketi açarak, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki YPG/PKK hedeflerine yönelik olası askerî harekâtına karşı, YPG/PKK'ya destek mesajı vermişti. PKK'yı terör örgütü olarak kabul eden ABD, örgüte, iş birliğine kılıf bulma amacıyla SDG ismini vermişti.

İşte girmek için can attığımız Haçlı AB’nin tavrı: Fırat'ın doğusuna harekâtın başlaması sonrası Finlandiya Başbakanı Antti Rinne, Türkiye'ye silah ihracatını askıya aldıklarını açıklamıştı.

Finlandiya Başbakanı Rinne, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeydoğusuna yönelik operasyonunu kınayarak, Finlandiya hükümetinin Türkiye'ye veya savaşa katılan diğer ülkelere silah ihracat lisansı verilmeyeceğini açıklamıştı. Rinne, "Türkiye'nin eylemleri Suriye'deki hâlihazırdaki karmaşık krizi derinleştirmektedir. Tedbirlerin Suriye'deki insani durum üzerindeki etkileri konusunda çok endişeliyiz" ifadelerini kullanmıştı. Finlandiya'nın bu açıklaması, geçmiş dönemlerde Türkiye'ye uygulanan politikaları hatırlatmıştı. Bilindiği üzere bir dönem, İsrail Türkiye'ye Heron satmıyordu. İsrail'in bu konudaki tavrından vazgeçmemesi üzerine Türkiye, Erbakan Hoca’nın projeleri doğrultusunda yerli ve Milli İHA ve SİHA üretmeye başlamıştı.

HDP, Haçlı gâvurlarla aynı saftaydı!

Türkiye, Barış Pınarı Harekâtı’na girişince HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, hem de Meclis kürsüsünde “İşgal başladı!” diye bağırmıştı!

Türk ordusunun Suriye'nin kuzeyinde Fırat'ın doğusuna Barış Pınarı Harekâtı’nı başlatması, Haçlı Batılılar kadar HDP'de de rahatsızlığa yol açmıştı. Oysa bu harekât ile Türkiye bölgedeki YPG ve DEAŞ'lı teröristleri etkisiz kılmayı ve Suriyelilere güvenli bölge oluşturmayı planlamıştı. Harekât başladığı esnada toplantıda olan TBMM Genel Kurulu'nda da Barış Pınarı Harekâtı gündeme taşınmıştı. Söz alan HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni; "Savaş ve işgal başladı ve Meclis'te bu alkışlanıyor. Bunun hiçbir hukuki gerekçesi yoktur. Biz emirlerimizi halklarımızdan alıyoruz. Kuzey Suriye barış iklimidir. Orada Kürtler, Ezidiler, Türkmenler hep birlikte IŞİD'i yendiler. Bu operasyon IŞİD'i kurtarma operasyonudur. Bu operasyon Kürt halkına statü vermemek, IŞİD'i komşu yapma operasyonudur. Biz bu operasyona karşı çıkıyoruz." diyecek kadar küstahlaşmıştı.

Meclis'te tezkereye 'evet' denilmesine ağır tepki veren HDP'liler, Kılıçdaroğlu’nun ilgili twitini görünce hırçınlaşmışlardı. HDP'nin eski Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, sosyal medya hesabından doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu'na 'Ataların mezarında ters dönüyordur' diye mesaj atmıştı. “Bu kararla (Barış Pınarı Harekâtı’yla), Rojava ve Türkiye halkı çok büyük acı çekecek. Ve siz bu acılara sebep olan ve bununla birlikte siyasi hayatının da jübilesini yapan bir ‘aktör’ olarak tarihe geçeceksiniz!!!” diyen bir parti hâlâ niye kapatılmazdı. Çünkü Hükümet de, muhalefet de AB gâvuruna ve Mason localarına bağlıydı!

“7 Haziran 2015 seçimlerinde, medya ve bazı partilerimizin sözcüleri, STK'lar, bilim adamları ile malum dış kaynaklar anlaşmış gibi seferber olmuşlardı. Niçin mi? Lütfen adını anlayarak okuyalım, "(HDP) Halkların Demokratik Partisine PKK ile arasına mesafe koyması için yardım edelim, ‘Türkiye Partisi’ olsun!" sloganıyla kampanya açılmıştı. Yardım nasıl mı yapılacaktı? Çok kolay; kampanyayı hazırlayanlar bunu da ayarlamıştı; Türkiye'nin her yerinden HDP'ye oy verilmesi yeterli olacaktı. Doğrusu "masum!" (münafıklık) kampanyası başarılı olmuştu ve HDP tarihinin en çok oyunu almıştı.

Selahattin Demirtaş, 7 Haziran 2015 seçim kampanyasında: "Türkiye'nin en hakiki gerçeği halklar ne kadar gerçek ise; sokakta temas ettiğiniz, fabrikada tarlada yan yana çalıştığınız arkadaşlarınız, ne kadar gerçek ve hakiki ise, işte HDP o kadar gerçek bir Türkiye partisidir." diyerek hava atmıştı. (Gafillerin ve hainlerin sayesinde) HDP seçimlerde zafer kazanmıştı! Sonuçlarını çok sayıda sanatçı, yazar, gazeteci ve Avrupa Ermeni Federasyonu'ndan uluslararası gözlemcilerin katıldığı basın toplantısında değerlendiren Demirtaş; "Artık HDP gerçek bir Türkiye partisidir" vurgusunu bir defa daha tekrarlamıştı. Ayrıca, "Biz kimseyi mahcup etmeyen bir duruş ortaya koyacağız. Emaneten bizim yanımızda duranları gönülden HDP'li yapmak için daha çok çalışacağız" şeklinde konuşmuşlardı. (8 Haziran 2015)

(Sonunda bu karanlık kampanyanın taraftarları) Herkes muradına kavuşmuşlardı! Yine aldanan, aldatılan ve kaybeden Türkiye, Türk siyaseti ve Türk vatandaşıydı. Kazanan, asırlar ötesinden gelen Türk egemenliğini tanımayan, vatanı ve milleti parçalamak isteyen inkârcı bölücü terör örgütü PKK, siyasi partisi ve Ermeniciler ile sömürgeciler olmuşlardı.

Hendek operasyonları ve HDP’nin arsızlığı!

7 Haziran seçimlerinden hemen sonra HDP'nin "özerklik" ilanlarıyla destek verdiği PKK, teröründe, Doğu ve Güneydoğu'daki birçok il ve ilçe harabeye çevrilmiş durumdaydı. Terör saldırılarında 793 güvenlik görevlisi şehit edilmiş, 314 sivil vatandaş hayatını kaybetmişti. 4 binin üzerinde güvenlik görevlisi ve 2 binden fazla vatandaş yaralanmıştı. HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, düzenlediği basın toplantısında operasyona bakışını şöyle açıklamıştı: "Hükümet güçleri derin bir cehalet örneği sergiliyor. Türkiye'de hendek ve barikat sorunu varmış gibi adını koyarak, 'yakacağız, yıkacağız' edebiyatıyla 100 yıllık siyasi sorun olan Kürt sorununu görmezden geliyorlar. Bu kadar süreç ve diyalogdan sonra bu konuma şaşırıyoruz. PKK dağa çıktığında yine 3-5 çapulcu dediniz. Bunun kriminal vaka olduğunu söylediniz. 1980'lerden bugüne geldik… Şimdi aynısını Başbakan ve Cumhurbaşkanı söylüyor. İktidar yanlısı medya, aynı 'temizleyeceğiz' manşetlerini atıyor. Tanklarla, 10 bine varan kara gücüyle operasyonlar yapılıyor. 120 bin nüfuslu ilçeler, aylardır askeri abluka altında, bunu başarı öyküsü olarak anlatmaya çalışıyorlar. Ortada büyük bir fiyasko vardır. (Akşam, 6 Haziran 2018)

Bilindiği gibi HDP, bölücü terör örgütü PKK'nın TBMM'deki siyasi partisidir. PKK ve HDP, aynen Irak'ta olduğu gibi Güneydoğu ve kısmen Doğu Anadolu'muzda "özyönetim", Türkiye'nin diğer kısmında "ortak vatan" dediği federal bir rejim kurma peşindedir. Aynen ABD-İngiltere ikilisi 2003'te işgal ettiği Irak Arap Cumhuriyetini (milli/üniter devleti) Irak Federal Cumhuriyetine dönüştürdüğü gibi. Buna göre ülkenin kuzeyi Erbil'de Kürtlere (Barzani-Talabani aşiretine) ait Irak Kürt Bölgesel Yönetimi-IKBY (Özyönetim), geri kalan kısmında Bağdat'ta Arap ve Kürtlere ait Federal Cumhuriyet kurdurmuşlardı. Böylece Irak ikiye bölünmüş, nüfusun yüzde 15'ini teşkil eden Kürtler, tek başına hem IKBY'nin egemeni, hem de Federal Cumhuriyetin ortağı olmuşlardı. ABD aynı işi şimdi, Suriye'de gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

(Oysa AKP iktidara gelmeden önce) 2002'de bölücü terör sıfırlanmıştı. Bunun üzerine Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde işgal edilen Irak'la eşzamanlı olarak, federal rejime dönüştürme çalışmaları, bir anlamda ülkemizde de başlatılmıştı. PKK ile görüşmeler; "Habur", "Demokratik açılım", beş defa "Oslo" ve İmralı hapishanesinde teröristbaşıyla varılan ve adına "çözüm süreci" denilen bu mutabakatlar döneminde terör örgütü dirilerek azgınlaşmıştı. 28 Şubat 2015 "Dolmabahçe Mutabakatı" üzerine sonuç alınamayacağı anlaşılınca, 13 sene sonra izlenen politikadan vazgeçilmiş ve teröristle mücadele başlatılmıştı. Ancak mücadele, PKK'nın amacı, ideolojisi ve dış desteği gibi önemli tarafları bir kenara bırakılıp, sadece "şiddet" ayağıyla sınırlı kalınca, terör bir türlü kazınamamıştı. Aksine, NATO müttefikimiz ABD'nin açık desteğiyle Irak ve Suriye'den ülkemizi kuşatmaya başlamışlardı. Bilinen bu gerçeklere rağmen günümüzde de medyada konuşanların, bazı parti yöneticileri, STK'lar ve aydınlarımızın, “HDP'ye bir şans verelim, Türkiye Partisi olsun, PKK ile arasına mesafe koysun" gibi yaygın beyanları hâlâ duyulmaktadır. "HDP'yi kapatmayalım, yenisi kurulur" fetvaları da aynı marazlı mantığı yansıtmaktadır. Türkiye hukuk devleti ise, kanunlarımız ne diyorsa onun gereğini yapmamız lazımdır. Siyasi hesaplarımıza göre değil, hukuka göre hareket edilmezse, daha başımıza ne belalar geleceği unutulmamalıdır.”[1] diyen değerli ve Milli duyarlı Sn. Sadi Somuncuoğlu elbette haklıydı. Ama kafalarımızı karıştıran bir durum vardı. AKP ile CHP, yani hükümet ile muhalefet, malum odakların ve AB kurumlarının şart koşmasıyla, kapatılmayı bin kere hak etmiş olan HDP'ye dokunmuyorlar ve tahterevalli oynuyorlardı. Peki, milliyetçi duyarlılıkları yüksek bilinen İYİ Parti'nin ve MHP'nin teşkilat ve tabanları niye, HDP’nin kapatılması için bir önerge hazırlamazlardı? Yoksa bu partilerin kurmay kadroları da mı aynı küresel tezgâhın alt figüranlarıydı? Sn. Sadi Somuncuoğlu gibi aydınlarımızın, sürekli bu konuları konuşup yazmak yerine, etkili oldukları partileri bu yönde çaba harcamaya girişmeleri daha tutarlı bir tavır olmaz mıydı?

Teröristler Akçakale’ye saldırmıştı!

Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesine, Suriye'nin Tel Abyad ilçesinden roket ve havanlı saldırı yapılmıştı. İlçe merkezine peş peşe düşerek patlayan roket ve havanların şarapnel parçaları vatandaşların yaralanmasına yol açmıştı. Şanlıurfa Valiliği yaptığı açıklamada; 1'i bebek 2 kişinin şehit olduğunu, 46 kişinin de yaralandığını açıklamıştı. Bazı havan mermilerinin Kaymakamlık ve Milli Eğitim binalarına düştüğü de aktarılmıştı. Millî Savunma Bakanlığı, YPG/PKK'lı teröristlerin havan ve roketli saldırısına ilişkin şu açıklamayı yapmıştı:

"Fırat’ın doğusunu terör koridoru haline getirmeye çalışan PKK/PYD-YPG’li teröristler halkın kullandığı bina, okul ve hastanelere gizlenerek, ülkemizdeki sivil yerleşim yerlerine havan ve roketlerle saldırı yapmıştır. Hiçbir insani değere sahip olmayan eli kanlı PKK/PYD-YPG’li teröristlerin, ülkemizdeki sivil yerleşim yerlerine yaptığı havan/roket saldırılarında masum sivil vatandaşlarımız yaralanmıştır."

Barış Pınarı, 2016 Cerablus (Fırat kalkanı) ve 2018 Afrin (Zeytin Dalı) operasyonlarının ardından, son üç yılda Suriye topraklarındaki üçüncü büyük askeri operasyon olmaktaydı. Önce Diyarbakır’dan kalkan F-16 uçaklarının Akçakale’nin karşısındaki Tel Abyad ve Ceylanpınar’ın karşısındaki Resulayn civarındaki hedefleri vurmasıyla başladığı açıklanmıştı. Aynı sıralarda 45 km menzilli Fırtına obüsleri de aynı hedefleri top atışıyla vurmuşlardı. Kara birliklerinin Suriye topraklarına 22.30’da girmeye başladığı da Millî Savunma Bakanlığı tarafından açıklanmıştı. Bakanlık; operasyonda sivillerin ve sivil hedeflerin değil, terörist ve teröristlere ait mevzi, sığınak, depo, siper ve araçların vurulmakta olduğunu vurgulamıştı. Harekâtın amacı, Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan (toplam 910 kilometrelik Suriye sınırının) 480 kilometre kadarlık bölümünde ve 30 km derinlikte bir alandan, PKK’nın Suriye kolu sayılan PYD ve onun milis gücü olan YPG’yi çıkarmaktı. Ve burada oluşturulacak Güvenli Bölgeye, Türkiye’deki 3,5 milyon Suriyeli mülteciden 2 milyonunun geri dönmesini sağlamaktı. Akçakale/Tel Abyad ve Ceylanpınar/Resulayn arasında kalan 120 km’lik şeridin Barış Pınarı Harekâtı'nın köprübaşı olarak planlandığı anlaşılmaktaydı. Bu bölgede daha çok Arap nüfusun bulunması, karşılaşılacak YPG direnişinin nispeten daha az olmasını sağlayacağı düşünülmüş olmalıydı. Bu bölge Türk Ordusu ve ÖSO’nun yeniden örgütlenmiş şekli olan Suriye Milli Ordusuyla (SMO) kontrol altına almaya başlanırsa, batıya doğru Kobani (Ayn el-Arab) ve güneye, M4 karayolunun kilit noktalarını kontrol altına almaya doğru açılım sağlanacaktı. M4 karayolunun kontrolü ile Suriye’deki PKK varlığıyla Irak, yani Sincar üzerinden Kandil ile ikmal bağlantısının kesilmesi amaçlanmıştı. Türk Hava Kuvvetleri aylardır süren Pençe Harekâtı'yla Irak’ın Türkiye ve Suriye sınır bölgelerindeki PKK mevzilerini bombalamıştı. Pençe Harekâtı'nın, 9 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekâtı'na hazırlık niteliği de ortaya çıkmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın çıkışlarından sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinin, PKK tarafından serbest bırakılmaya başladığı haberleri alınan, IŞİD tutuklularına yönelik operasyonlar yürütmesi de söz konusu olacaktı. Bu harekâtın, Fırat’ın batısındaki PKK kontrolünde olan Tel Rıfat ve Münbiç’e yönelebileceği de konuşulmaktaydı. Ancak harekâtın süresi hâlâ açıklanmamıştı. Ancak Trump’ın Erdoğan’a, Washington’da buluşma tarihi olarak verdiği 13 Kasım’ın özel bir anlamı olmalıydı. On binlerce PKK/YPG militanının son beş yıldır kara gücü olarak iş birliği yaptığı, ABD’den aldığı eğitim ve silah yardımı göz önüne alındığında, mücadelenin zorlu geçeceğini de hesaba katmak lazımdı. Suriye’den Almanya’ya, Suudi Arabistan’dan İsveç’e dek bazı ülkeler harekâtı kınamıştı. BM Güvenlik Konseyi ve Arap Birliği 10 Ekim’de acil toplantıya çağrılmıştı. AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, harekâtın derhal durdurulmasını hatırlatmıştı. Barış Pınarı’nın başladığının duyurulması ardından Trump, ABD’nin desteği bulunmadığını bir kez daha vurgulamış, 6 Ekim’deki telefon görüşmelerinde bunun “iyi bir fikir olmadığını” Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da söylemiş olduğunu aktarmıştı. Kongre’de Türkiye’ye yönelik yaptırımlar konusunda somut adımlar atılmıştı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ankara’nın adımını yanlış bulduğunu söylemiş, ama Moskova Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladığını belirtip, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarına saygı sınırları içinde davranılmasını hatırlatmıştı. Benzeri tavrı NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg takınmıştı.”[2]

Velhasıl, Erdoğan iktidarı, Trump’tan aldığı bazı siyasi vaatler ve ümitlerle Barış Pınarı Harekâtı’na girişmiş ve muhtemel tepkileri ve tehlikeleri pek hesap etmemiş olsa da; devletin öyle hazırlıksız ve programsız bu operasyona kalkıştığını düşünmek yanlıştı ve yanıltıcıydı. Herkesin bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardı ve büyük kapışma kaçınılmazdı.

Suriye’de geçici değil, kalıcı çözümlere ihtiyaç vardı!

 "Bu iktidarın, açıkça ve alçakça Türkiye düşmanlığı belli olan ABD ile iş birliği yapıp, Suriye yönetimiyle irtibat kurmak hususundaki inadını anlamak imkânsızdı. Oysa Türkiye-Suriye iş birliği, PKK’nın ve uzantılarının belini kıracaktır. Bu yaklaşım Rusya, İran ve Irak ile iş birliğini de sağlamlaştıracaktır. 2017 yılı Eylül ayında ABD ve İsrail’in, Barzani marifetiyle tezgâhladıkları sözde Kürdistan referandumunu bozguna uğratan bölge dayanışması koşulları bugün de vardır. O durumda, Kandil’deki PKK eşkıyaları ve Suriye’deki uzantıları için beyaz bayrak çekmek dışında bir çare kalmayacaktır. Dolayısıyla Suriye ile iş birliği, PKK terör örgütüne karşı mücadeleyi kesin zafere ulaştırmak ve Suriye’nin bütünlüğünü sağlamak için şarttır. Bunun dışındaki askerî harekâtlar, PKK’yı bitirmeye yeterli olmayacaktır. Bu nedenle “Güvenli Bölge” hedefi, PKK’nın kökünü kazıma fırsatının boşa harcanması anlamını taşımaktadır." saptamaları haklıydı ve şu soruların yanıtları bulunmalıydı:

• Güvenli Bölgede hangi devletin egemenliği olacaktı?

• Güvenli Bölgede hangi devletin silahlı gücü yaptırım sağlayacaktı?

• Güvenli Bölgede hangi devletin hukuku geçerli sayılacaktı?

• Ekonomik faaliyet, alışveriş, ticaret, hangi devletin Ticaret ve Borçlar Hukukuna göre yapılacaktı?

• Suç işleyenler, hangi devletin Ceza Hukukuna göre yargılanacaktı ve güvenli bölgede hangi devletin mahkemeleri yargılama yapacaktı?

• Sayın Cumhurbaşkanı, Güvenli Bölgede milyonlarca insana konut yapılacağını açıklamıştı. Peki hangi devletin mülkiyet hukukuna göre tapular dağıtılacaktı?

• Güvenli Bölgede sağlık ve eğitim hizmetlerini hangi devlet, hangi dilde ve hangi statüyle yapacaktı?

• Türkiye, Güvenli Bölgeye; asker götürmenin ötesinde, hukuk, mahkeme, karakol, tapu dairesi, postane, hastane, okul, üniversite, müze, tiyatro, spor salonu, stadyum, belediye, karayolu, demiryolu, havaalanı… Topluca ifade edecek olursak devlet örgütü de taşıyacak mıydı? Cumhurbaşkanlığı danışmanları, Dışişleri Bakanlığı kadroları ve askerî kurmayları; Sayın Cumhurbaşkanımıza devlet egemenliği nedir, toprak bütünlüğü nedir, devletin yaptırım gücü nedir, hukuk nedir ve bu temel kavramlar arasındaki bağlantılar nelerdir? gibi konularda bilgi sunmuyorlar mıydı? Oysa Astana süreci belgelerinde “Suriye devletinin egemenliği” güvence altına alınmıştı. Bunun tek bir anlamı vardır: Suriye topraklarında üstün otorite, Suriye devletinin rakip kabul etmeyen otoritesi olmalıdır. Yasama da, yürütme de, yargı da Suriye devletinin tekelinde olacaktır.”[3] tespit ve teklifleri haklıydı ve mutlaka dikkate alınmalıydı. Çünkü ABD’nin, Türkiye’ye operasyon kolaylığı sağlamasının ve Rusya’nın buna karşı çıkmamasının altında bir şeytanlık tuzağı aramamak, akla ve mantığa aykırıydı.

ABD gerçekten Suriye’den çekilmiş mi olacaktı?

“ABD Başkanı Trump’ın Suriye’den çekilme kararını açıklarken söyledikleri eğer bir akıl tutulmasının sonucu değilse, bilinmelidir ki, bölgemiz daha uzun yıllar huzur bulmayacak, iç çatışmalar devam edecek demekti. Çünkü yapılan açıklamada öylesine iğrenç itiraflar ve çelişkiler var ki, normal bir insanın hiç olmazsa müttefiklerini kırmamak için edeben daha dikkatli konuşması gerekirdi. Ancak, Trump için belli ki bu tür insani yaklaşımlar pek önemli değildi. Trump öncelikli olarak çekilme kararını açıklarken, “Sonu olmayan savaştan çıkma zamanı geldi” demişti. Bu sözler bölgemizin ABD eliyle bir bataklığa çevrildiğinin itirafı gibiydi. Trump bir başka yerde de “Kürtlerle değil, PKK ile iş tuttuk” diyerek daha düne kadar terör örgütü olarak ilan ettikleri bir grup ile birlikte hareket ettiklerini itiraf etmişti. Trump, cümlesinin devamında, “YPG/PKK bizimle birlikte savaştı, onlara çok para ödendi ve teçhizat verildi. Yıllardır Türkiye’ye karşı savaşıyorlar” cümleleri bir itirafın da ötesinde; geleceğe dönük bir projede nelerin olduğunun düşünülmesi gerekirdi. Özellikle DEAŞ ile ilgili sorumluluğun Türkiye’ye yıkılmak istenmesi bile şeytanca bir planı göstermeye yeterliydi. Çünkü DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkışının, bölgeye sürülmesinin sorumlusu Türkiye ya da bir başka bölge ülkesi değildi. Tüm bunlar ABD’nin, bundan sonra da bölge ülkelerinden çok terör grupları ile birlikte hareket edeceğinin göstergesiydi.

Bu noktada terör örgütlerine yıllardan beri akıtılan bunca para, silah ve mühimmatı geri toplamadığı da düşünüldüğünde; ABD çatışmalarda yer almasa bile her türlü desteği verdiği teröristler, yani ABD’nin paralı askerleri bölgeyi karıştırmayı sürdürecekler ve bölge ülkeleri de bu terör örgütlerinden kurtulmak adına, ABD’nin paralı askerleri ile mücadele edeceklerdi. Böyle olunca ABD tamamen çekilse bile Türkiye ve diğer bölge ülkelerinin ABD ile çekişmeleri bitmeyecekti.

Yine Trump’ın açıklamaları içinde yer alan DEAŞ ile ilgili bölüm de çok dikkat çekiciydi. Beyaz Saray açıklamasında, ABD’nin, Türkiye’nin Suriye’de düzenleyeceği operasyona dâhil olmayacağı belirtilirken, “DEAŞ üyelerinin artık Türkiye’nin sorumluluğunda olduğu” belirtilmişti. Açıklamaya dikkatli bakıldığında, Irak’tan sonra Suriye’de de Kürtlere özerk bir bölge oluşturmak için çalışıldığı, bu hedeften vazgeçilmediği görülecekti. Yani, İsrail’in güvenliğini sağlayacak ve önünü açacak olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulamasında ABD devreye Avrupa ve Rusya’yı da sokmak istemekteydi. Irak’ı kimlerin işgal ettiği ve o günden bu yana bu ülkeye barış ve huzurun gelmediği, ardından Suriye’yi kimlerin karıştırdığı ve yıllardan beri sadece Suriye’ye değil, bölgeye huzur ve barışın gelmediği düşünüldüğünde hâlâ ABD’den dost ve müttefik olarak bahsedilecekse, bu işin ardında başka şeylerin olduğu da düşünülmeliydi. Asıl çözüm ise bölge ülkelerinin ABD ve diğer emperyalistlerin oyunlarına alet olmayı bırakarak aralarında birlik oluşturmanın yollarını aramaları gerekirdi. Aksi halde bu tür oyunlar ad ve biçim değiştirerek karşımıza çıkmaya devam edecekti.”[4]

Trump'ın rahatlığı ve Erdoğan'ın fırsatçılığı kafa karıştırıcıydı!

TBMM’deki tartışmalar sırasında muhalefet sözcüleri eleştiriyi de ihmal etmemeleri gerektiğini hatırlayıp Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın telefonu üzerine, Tü

 
 
 
Etiketler: GAZANIZ, MÜBAREK;, ZAFERİNİZ, MUHTEŞEM, OLSUN!,
Yorumlar
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Sivasspor
21
0
2
3
6
11
2
Fenerbahçe
20
0
3
2
6
11
3
Trabzonspor
19
0
2
4
5
11
4
Alanyaspor
19
0
2
4
5
11
5
İstanbul Başakşehir
19
0
2
4
5
11
6
Galatasaray
19
0
2
4
5
11
7
Yeni Malatyaspor
18
0
3
3
5
11
8
Beşiktaş
18
0
3
3
5
11
9
Gaziantep FK
15
0
4
3
4
11
10
Çaykur Rizespor
14
0
5
2
4
11
11
Göztepe
13
0
4
4
3
11
12
Konyaspor
13
0
4
4
3
11
13
Kasımpaşa
12
0
5
3
3
11
14
Denizlispor
11
0
6
2
3
11
15
Antalyaspor
11
0
6
2
3
11
16
Gençlerbirliği
10
0
5
4
2
11
17
MKE Ankaragücü
9
0
6
3
2
11
18
Kayserispor
7
0
6
4
1
11
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı